Bir Sonraki Blog Bir Önceki Blog

Slow Food: Yavaşlığın Tadına Varmak

Slow Food: Yavaşlığın Tadına Varmak

Son yıllarda yiyecek içecek dünyasında en çok duyduğumuz terimlerden biri de “slow food” hareketi. Bu akımı benimseyen mekanlar, dükkanlar, bireyler ve hatta şehirlerin sayısı dünya çapında gitgide artıyor ve yeni jenerasyon da bu harekete dair bilinç kazanıyor. Slow food’a adanmış pek çok kitap, dergi ve web sayfasının olduğu günümüzde bu akım yemeğin yavaş yenmesinden ziyade gıdanın organik şartlarda yetişip, yerel üreticiden doğrudan mutfağınıza giren ve işlenip değeri bilinerek tüketilmesini esas alan bir yaşam stilini kapsıyor.

Zaman içinde büyüyen ve farklı yaklaşımlara da açılan “slow” yani yavaş temasını gıdalar dışında şehirlerde de görür olduk. “Cittaslow” yani “yavaş şehir” veya “sakin şehir” adı verilen şehirlerde yerel değerleri korumak, yerel üreticiyi desteklemek bir yaşam şekli olarak kabul ediliyor. Organik tarımın ön planda olduğu bu şehirlerde geleneksel mimari korunuyor ve gürültü veya trafik kirliliği olmadan yaşamak hedefleniyor. Türkiye’den ilk Seferihisar’ın dahil olduğu bu şehirlerin listesi artmaya devam ediyor. Slow food akımını benimsedikten sonra bu şehirleri ziyaret etmek iyi bir deneyim olabilir.

Slow Food Hareketi Nedir?

Kelime anlamı olarak çevirdiğimizde yavaş besin veya yavaş gıda anlamına gelen slow food terimi aslında bir yemek hareketinin başlangıcı olarak ortaya çıktı. 1980’li yıllarda İtalya’da yaşayan aktivist Carlo Petrini’nin hızlı tüketilen yemek sektörüne (fast food) karşı başlattığı bu hareket, küçük ölçekli üreticiyi desteklemek, iyi yemekten alınan lezzet ve hazzı öne çıkarmak, sadece enerji almak için hızlıca değil duyularımızı da memnun ederek yemek üzerine kurulu bir felsefedir. Yani aslında tam olarak “fast food”un karşıtıdır.

Hayatın hızlıca yaşandığı günümüz dünyasında sağlıksız koşullardan geçerek hazırlanan fast food tüketiminin önüne geçmek, doğal bir şekilde topraktan elde edilen besini aslına uygun şekilde işlemek ve tabağa aktarmak slow food’un temelini oluşturuyor. Sadece yemeği değil hayatı da yavaşlatarak günlük alışkanlıklarımızı iyi bir yönde değiştirmek amaçlanıyor.

Hareketin öncüsü Carlo Petrini hala bu konu üzerine dünya çapında farkındalık çalışmaları yapıyor ve özellikle okullarda verdiği tat eğitimleri ile küçük yaştaki çocuklarda bilinç yaratmaya çalışıyor. Günümüzde sağlıksız yemek kültüründen belki de en çok etkilenenler çocuklar olduğundan erken yaşta temiz, yavaş ve tadına vararak beslenmeyi öğrenmeleri gelecekleri adına büyük bir adım oluyor.

Peki hayatımıza slow food farkındalığını nasıl dahil edebiliriz? Bunun için birkaç küçük ve aslında uygulaması pratik adımları hayatımızın bir parçası haline getirebilir ve “yavaş” beslenmeyi benimseyerek yaşamımızı hem sağlıklı hem de bilinçli bir hale getirebiliriz.

- Mutfağındaki işlenmiş ürünleri doğal ürünler ile değiştir.


İşlenmiş gıdalar yerine gıdanın doğal halini tercih et. Mutfağını cips, hazır sos, hazır bisküvi, gofret gibi paketlenmiş ve katkı maddesi içeren ürünlerden arındır. Bir noktada bazı ürünleri hazır olarak satın alman gerekiyor elbette ama mutfağında kendin de yapabileceğin ürünler olduğunu daima kendine hatırlat. Örneğin kahvaltılarda reçel tüketmeyi seviyorsan şeker oranını azaltıp evde kendi yaptıklarını tüket veya ekmek yapımına ilgin varsa işin püf noktalarını öğrenip evde kendi ekmeğini yap. Bu sayede mutfakta geçirdiğin vakit artacak ve bu yediğin yemekten alacağın keyfi arttıracak.

- Temiz gıda tüket.


Temiz gıda organik ve ilaçsız anlamına gelmektedir. Görüntüleri çok daha ilgi çekici olsa bile genetiği ile oynanmış gıdalardan olabildiğince kaçınmalısın. Tanıdığın bir üreticiden alacağın gıdalar sayesinde yerel üretici de desteklenmiş olacak. Herhangi bir ilaç kalıntısı içermeyen, bildiğin topraktan hasat edilmiş bir gıdadan yapılan yemeğin yemek başlı başına farklı ve keyifli bir deneyim olacaktır.

- Slow food yemek deneyimini etrafınla paylaş.


Yavaş yemek yeme eylemini bir deneyim olarak düşün ve bunu sevdiklerinle paylaş. Yemeğe bir arkadaşını veya yakınını davet ve tüm yemek hazırlıklarını birlikte yap. Beraber adım adım hazırlanan ve doğal ürünlerden oluşan bir yemeğin tadı farklı bir güzellikte olacaktır. Sonrasında sofrada tadına vararak bu yemeği tüketirken belki de bu akımı bilmeyen kişilerde farkındalık yaratıp öncülük edebilirsin.